Efendim; şimdi geceleri yarasalar ve baykuşlara, gündüzleri güneşin sarı sıcağı ve fakirlere kalmış bu mahallenin bir girişi bir çıkışı var. Filmlerde gördüğümüz Teksas kasabaları gibi yani. Bir ucu Meteris Çarşısı’na, bir ucu da askerlik şubesine, karşısından da Depboy'a (stadyum)iner. Niye debboy bilmem. Hadi şimdiki gençlerin geyik muhabbeti gibi, dep vurmak, boy İngilizce erkek çocuğu olsa anlarım ama o yıllarda böyle bir şey yok. (derken Depboy’un askeri malzeme deposu olduğunu öğrendim) Her eve, her kahveye, her köye gazete girerdi. Bizim aile Cumhuriyet okurdu. Önce Atatürkçü, sonra İnönü’cüydüler. Komşulardan bazıları da Tercüman okuyan Menderes’çiydiler. Kimse kavga etmez, kızsa bile belli etmezdi. Sonraları ailemin bir kısmı Demirelci oldu (İnönü’cüler çoğunlukta), sonra Özalcı oldular (İnönü’cüler azınlıkta), sonra bizimkiler ve mahallenin hepsi Erdoğan’cı oldu elhamdülillah! Bir ben kaldım Deniz Gezmiş zamanından kalma. Annem başımın etini yiyor “Bunların hepsi bilmiyo da, bir sen mi biliyon kızım, niye elden ayrısın sen yavrum?” Ben de diyorum ki, “Güzel anam onların hepsi de Erdoğan’cı olduğuna pişman ya, bi kere tükürdüler yalayamıyolar!”
Bir Nevşehir fıkrası:Adamın biri evinin damına çıkarken merdivenden düşmüş ölmüş.Cenaze evinde kadınlar ağlıyormuş, biri “Ya damdan düşse napardık, ya damdan düşse napardık?”Adamın karısı,”Zat ölürdüüü, zat ölürdüüüü” demiş.
Zat (daha kötü) öldüğümüz bugünlerde görüyorum ki bizim nesil geçmişe özlem duyuyor. Anıları unutmaktan ya da unutulmaktan korkuyorlar. Daha kötüsü yaşadığımız birçok şeyi yeni nesillere yaşatamayacağımız korkusu var. Ben torunuma arkadaşlarımızla gittiğimiz piknikleri, bayramlarda kortejle yürümenin gururunu, üniversiteye hazırlanıp kapısından girerken yeni insanlarla tanışma heyecanını nasıl anlatacağım? Uzaktan eğitime mahkûm olan, bir bilgisayar ekranından öğretmenine sarılmayı hayal eden öğrenciyi kaşıntı tutmasın da ne olsun?
Yorumlar
Yorum Gönder