Kayıtlar

Resim
Elif’in, Kader'i

 “Müdür Anne, ben ne zaman özgür olacağım?” “On sekiz yaşına geldiğinde, bok böceği!”    “Peki, kaç akşam var?” Müdür Anne‟nin sinirle, sıkıntı ve anlaşılabilir bir isteksizlikle vereceği cevabın benim için önemi büyüktü.  “On parmağını üç yüz altmış beşle çarp!..Tövbe, tövbe!.. Git başımdan çocuk; oynattığın o parmaklarını kırarım senin!..” Nereden bilirler böyle şeyleri; özgürlük mözgürlük! Siniri tanıdıktı, masasındaki rulo edilmiş kağıtlar elini çekince kendiliğinden hırsla kapandı. Ama neden kızdığını anlamadım. Hem neden her seferinde “bok böceği” diyor ki? Üstelik herkesin yanında… İçim bulanıyor. Aynı gece yatağımda parmaklarıma bakıp önce üç yüzleri, sonra altmışları, sonra da beşleri topladım; ama bir önceki sayıyı aklımda tutamadığımdan özgürlüğümün kaç gün ötede olduğunu hesaplayamadım. Bir süre sonra sidik kokan yatakta bana uzun gelen pijama altımı, kısa gelip belimi üşüten pijama üstümü çekiştirirken ayaklarım terli, sırtım buz gibi yorgun, uyumuşu…

Hayatımın en güzel 1 Nisan şakası öldü.

Resim
Hayatımın şakası bitti…Öykü Evi’nin kıymetlisi gitti.
Köpeğim Nisan öldü. beş gün geçti ,yazamadım tek kelime. Şu zemheri ayında yandı yüreğim. Nisan ile nasıl tanıştığımı, nasıl birlikte yaşadığımızı, kimsesiz çocuklar ve kimsesizköpekler başlıklı yazımda anlatmıştım. Bu son günleri anlatmak istiyorum. Üşütmüş ve ciğerleri su toplamış. Montenegro’dan döndüğümde ölmek üzereydi. Koynumda ısıttım, veterinerimizin talimatlarıyla az ve sık sık yedirdim. Biraz canlandı ama çok halsiz ve keyifsiz. Son üç gün sıvı mamayı şırınga ile ağzına verdim ama su bile içemez oldu. Bir gece sabaha kadar karşımdaki kanepeden bana bakti. “haydi uyu kızım, haydi temelli uyu” dedim. Uyumadı.Veteriner “bu köpekler sahibini üzmek istemez kaybolur ve bir köşede kendi kendine ölür “dedi. Son gece onu otelde bıraktım . O gece 21 Aralık, Şeb-i Yelda . En uzun gece köpeğimin gözlerine baka baka uzadı da uzadı. Sabah olmak bilmedi. Beni herkesten günüleyen gözler,i teşekkür eder gibi bakıyordu. O konuşmazdı ama ben…

Kimsesiz çocuklar ve kimsesiz köpekler

Resim
Kimsesiz köpeklerle kimsesiz çocuklar çok benzeşirler. Yıl 1989 Hasan’la, işe giderken yolumun üzerindeki çocuk yurdunda tanıştık. Eteklerime sarılıverdi. Kara gözleriyle gözümün taa içine bakarak “Bizi almaya mı geldin?” dedi. Öyle bir düşüncem yoktu, sadece geçerken merak ettim girip gezmek, fikir edinmek istemiştim. “Eveeet” deyiverdim. “Senin adın ne?” dedi “Ayşe” dedim. Arkadaşlarına döndü “Aliii, Hanifeee,  Ayşe Anne bizi alacakmış, gel lan gel…” Ne diyeceğimi ne yapacağımı şaşırdım. Gidip Müdüre Hanım’la tanıştım. Bayramda bazı ailelerin, çocukları evlerinde misafir ettiklerini, istersem benim de alabileceğimi söyledi. Odadan çıktığımda Hasan(12 yaşında) ekibini kurmuştu. Ali (10 yş), Hanife (9 yş), Resul ( 5 yş) ile bekliyordu. Suspus olmuş sanki tıp oynuyorlar, ağzımdan çıkacak kelimeyi bekliyorlardı. “Tamam çocuklar öğleden sonra iş çıkışı gelip alacağım sizi.” “ Haydeee haydeee gidip torbamızı alalım!” diyerek sevinçle dağıldılar. Arefe günü yetiştirmem gereken birçok evrak v…
Resim
Bayramları her zaman severdim. Babam sık sık Anadolu‟nun küçük kasabalarında görev  aldığından çocukluğumda memleketimizden uzak yaşadık. Ancak bayramlarda gidebiliyorduk. Anneannemler, babaannemler yolumuzu gözlerler, tüm hazırlıklar bize göre yapılırdı. Bir türlü kim kimin halası, kim kimin dayısı bilemezdim. Ama “Aaa! Nasıl da babasına benziyor!” diyerek seven baba sülalem, “Aaa! Nasıl da annesine benziyor!” diyerek seven ana sülalem beni sevince, ben de onları severdim. (şimdi beni gördüklerinde her iki taraf da, “Aaa! Bu kız kime çekmiş anam, kimseye benzemiyor!” diyorlar.)  Organze elbisem, rugan pabuçlarım, babamın yıllar önce Almanya‟dan, kaç adet getirdi bilinmez, beş altı yaşıma kadar giydiğim kat kat dantel külotlarımla pek şık olurdum. Kardeşimin gabardin takım elbiselerini her yıl geleneksel olarak, tüm erkek torunlarla birlikte dedem alırdı. Babamdan çekinilir ama yine de boyu büyüyecek diye birkaç beden büyük alınırdı. Nedense Mustafa‟nın üç numara tıraşı, omuzu düşük e…
Resim
Kendi masalını yazmak güzel bir duygu. Denemelisiniz
Bir vardı bir yoktu. Gece oluyor anlamsız bir sessizlik, sabah oluyor duvarlarda duygusuz bir sessizlik. Kulağımın östaki borusundaki sessizliğin ince uğultusu yüzünden  uyku tutmadı. Kuşluk vakti, saat sabahın beşi, ezan okunuyordu, kalktım. Her gün yaptığım gibi sıcak süt içine azıcık kahve, azıcık bal karışımını içtim, üstüne bir cigara tellendirdim. Kapadokya güneşinin ışığı, ağır ağır dağların arkasından yükseliyordu. Otelimi, oğlum başarıyla yürütüyor artık bana pek iş kalmıyordu.Sıkıldım, bu yaz ege kıyılarında bir köyde, bir kaç ay ev kiralayıp gideyim istedim. Fakatoraya da dertlerim benimle gelecek, yakın arkadaşlarımla sohbetlerimiz, sıkıntılar, çocuklar, memleketin hali  olacaktı. Bir çay içmek için gittiğim kafede, yan masadaki delikanlının “aynen lan aynen, he aynen, taktım aynen…” den ileri gitmeyen konuşmalarına, arka masadaki genç kızın yarım saat elinde telefon, dudaklarını büzerek bir o yandan bir bu yandan selfie …