"amonka muyamba da tunga" yani "kıyakçılığın sonu ayakçılık"













Cape Town SON
Burada yaşayan  ilk kabileye Koykoy kabilesi deniliyor. İlkel yaşamlarını sürdürürken, beyaz adamların gelmesiyle başlayan ticarete çok sevinmişler. Ellerindeki işe yaramayan taşları verip onar için kıymetli olan bıçak ve ekipmanları almışlar. Sonra o taşların kıymeti anlamışlar ama iş işten geçmiş. Bir Afrika kabile atasözü derki "amonka muyamba da tunga" yani  "kıyakçılığın sonu ayakçılık" Çoktaaan Hollandalıların köleleri olmuşlar. Yıllar  sonra Mandela onlara düşmemeyi değil, ayağa kalmayı öğretmeye çalışmış. Bir Atatürk hayranı olan Manela’yı anlatmadan geçmeyeyim.


Nelson Mandela, 1918 yılında, Güney Afrika'nın Doğu Cape eyaletinde küçük bir köyde doğdu. Dedesi Thembu aşiretinin kralı, babası ise kabile şefiydi. Güney Afrika'da aşirette çağrıldığı takma adla "Madiba" diye bilinirdi ama öğretmeni kendisine, İngilizce "Nelson" ismini verdi. Güney Afrika'da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede hukuk eğitimi gördü.
İlk eşi Evelyn Mase ile 1944 yılında evlendi, üç çocuk sahibi oldu. ilk avukatlık bürosunu, ortağı Oliver Tambo ile beraber 1952 yılında Johannesburg'da açtı. Nelson Mandela, Afrika Ulusal Kongresi'nde etkin rol almaya başladı. Daha militanca bir örgütlenmeyi savunan Mandela, defalarca tutuklandı, siyasi faaliyetlerde bulunması yasaklandı. En ağır düzeyde vatana ihanetle suçlandı ama hakkındaki suçlamalar, dört yıl süren duruşmaların ardından düşürüldü. Irk ayrımcılığına karşı direniş, her geçen gün büyüdü; özellikle de siyahların nerede yaşayıp nerede çalışacaklarını sınırlayan yasalara karşı tepkiler güçlendi. 1960 senesinde 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville katliamı, bir dönüm noktası oldu. Bir süre sonra hükumeti devirmeye ve halkı kışkırtmaya çalışmakla suçlanarak tutuklandı ve hapse atıldı. Rivonia davası sırasında, kendi savunmasını yaparken, demokrasi, özgürlük ve eşitlik konusundaki görüşlerini şu sözlerle dile getirecekti:
"Ben, tüm insanların uyum ve eşit fırsatlara sahip şekilde beraberce yaşadığı, demokratik ve özgür bir toplum idealini benimsedim. Bu, uğrunda yaşamak ve ulaşmak istediğim bir idealdir. Ama gerektiğinde bunun uğrunda ölürüm de." Hapsedildiği Robben Adası, adeta bir eğitim merkezi oldu. Mandela mahkumların oluşturduğu politik eğitim sınıflarının başında yer alıyordu. Bu arada sürgünde olan eski ortağı Tambo, 1980 yılında Mandela'nın serbest bırakılması için uluslararası bir kampanya başlatmıştı.
Dönemin Güney Afrika devlet başkanı FW de Klerk, ANC'ye konan siyaset yasağını kaldırdı, Mandela serbest bırakıldı ve Güney Afrika'da tüm ırkları temsil eden bir demokrasi kurulması için görüşmeler başladı. Mandela ve ANC liderleri, silahlı mücadeleyi askıya aldıklarını açıkladı.
O dönemde Mandela, 1992 yılında adam kaçırma ve ikinci derece fiili saldırıda bulunmakla suçlanan ikinci eşi Winnie'den boşandı. 1993 yılında, Mandela ve de Klerk, Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. Bundan beş ay sonra Güney Afrika tarihinde ilk kez tüm ırklardan adayların katıldığı demokratik seçimler düzenlendi ve Mandela ezici çoğunlukla cumhurbaşkanlığına seçildi. Mandela, BBC'ye verdiği bir söyleşide, böylesi bir bağışlayıcı tutuma nasıl vakıf olduğunu şu sözlerle anlatıyordu.
"Eğer onları affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz ise, geçmişi unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların da bir daha yaşanmasına asla izin vermeyelim, diyoruz."
BC WORLD ERVİCE
89. doğum gününde üçüncü kez evlendi. Dünyanın en zor sorunlarının çözümünde danışmanlık yapacak "Akil Adamlar" grubunu oluşturdu.
Mandela, oğlunun AIDS'den öldüğünü açıkladı ve Güney Afrikalıları AIDS'in "normal bir hastalık olduğunu kabullenmeye, bu hastalığı konuşabilmeye" çağırdı. Son olarak 2010 Dünya Kupası'nın kapanışında halkıyla buluştu.
Mandela, zamanının hemen tamamını doğduğu yerin yakınlarındaki Qunu köyünde geçiriyordu. 5 aralık 2013 de prostat kanserinden öldü.




Eski bir malikhaneyi gezerken anlatılan bir öykü var.
Hollandalı ünlü şarapcısının oğlu, zenginliğin erdiği şımarıklıkla, evinde verdiği bir partide atı ile üst kata çıkar, yine at üzerinde inmeye kalkınca merdivenlerden yuvarlanır ve sakat kalır. İşte bu bahçelerde gezerken gözleniyormuş hissine kapılırsanız, şarapçının pencere önünde ömrünü tüketen oğlunun hayaleti olabilirmiş...
Hani şu insan hakları beyannamelerini falan hazırlayanlar, yine aynı insanlar değil mi? Yoksa yanlış mı anlıyorum..
Son olarak neler söyleyebilirim.
Örneğin, sokaklarda hiç ama hiç kedi köpek yok. Şehir dışında daha mutlu olacakları bir barınaktalarMIŞ! Marketlerde naylon torba parayla alınıyor,  bu yüzden herkes çantasını yanında getiriyor. Zenginler bez torba kullanıyor. Asfaltlar sıcaktan, soğuktan etkilenmemiş, pırıl pırıl, yamasız ve bütün çizgiler bugün çizilmiş gibi. Şehir içi minibüsleri hızlı, kalabalık ve eski. Kaza yok, her şey yayalar için. Kafelerde, kokteyl akşam beş ve sekiz arası servis ediliyor, niye anlamadım. İçki tek tük olan büyük marketlerde saat beşe kadar satılıyor. Bakkallar ve kafeler satamıyor. Festivaller, konserler bitmiyor. Tur fiyatları her yerde aynı. Zaten her şeyin fiyatı her yerde aynı. Bizdeki gibi serbest fiyat politikasının içine edilmemiş.( Pazar tezgahları hariç)

Arkadaşlar  nihayet okul bitti, yarın buradan ayrılıyorum. Bir ayda İngilizce öğrenilmiyor, keşke daha genç olsaydım daha çok zamanım olsaydı. Yine de bir sertifika aldım ve çok şey öğrendim, sizlerle de paylaştım. Hep tek başınaydım ama hiç yalnız değildim. Sokaklarda dolaşırken akşama size anlatacaklarımı düşünüp kendi kendime konuştum (bunun sağlıklı olduğuna inanıyorum) Çünkü sizler de coşkuyla takip ettiğinizi söyleyerek heyecanıma anlam kazandırdınız.
Güzel gözlerinizden öpüyorum.
Otele müşteri göndermeye çalışın, para lazım, seneye Arjantin ya da Amerika var. (A) ile başlayan her şeyi severim!

THE END


NOT:Afrika gezi yazılarım 2015 yılın aittir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu

Kızıma