Ayşe tatilde 5

Bu sabah hava günlük güneşlik. Oh! içime atlet giymedim. Donum var, göynaaam yok. (çocukluğumdan alıntı, babam ben bir yaşındayken Almanya’ya gitmiş, bir yıl sonra döndüğünde “bak baba bu göynaam, bu donum, bu dikoltam “ diye göstermişim. Babam “kızım göynak değil gömlek, don değil kilot, dikolta değil kombinezon diyormuş. Ben yine başlıyormuşum, bu göynaam, bu donum, bu dikoltam. ) Şemsiyeyi üç defa çantama koydum çıkardım.  
Devon, Agatha Chritie 1890 da burada doğmuş. 85 yaşında da ölmüş. Romanlarında anlattığı cinayetlerin işlendiği meşhur buharlı tren ile Dartmounth’a gittim. Bir ara yanımızdan geçen trene öyle dikkatli baktım ki sanki 16.50 treni romanında yanından geçen trende işlenen cinayeti görecekmişim gibi hissettim. Muhteşem güzellikte bir yer, Tekne ile bir koya geçtik, düzen dirlik bir başka. Ama balık pişiremiyorlar, o ne öyle, üzerinde fıstık soslar, peynir falan. Amerikan servislerde "yarın yiyeceğiniz balık denizde" yazıyordu, beğendim, güzel laf. Otuz yaşında olsam gelir bir lokanta açarım buraya bi karnıyarık bi burgur pilavı, kapıda kuyruk olur insanlar. Amaaan unuttum, bizden bi cacık olmaz. Ya da ancak patlıcan yanına cacık oluruz. 
Sokak aralarında sanat galerileri var,  resimlere bakmaya doyamadım, resim alamadım ama aynılarının kartpostallarından aldım. Sahilde en beğendiğim otelin kartını aldım, oğlum, kızım eşleriyle gelirlerse diye. Pöh pöh pöh... 
Tekne ile istasyona getirildik. İstasyonda Agatha’nın tahta ve bakalit  valizleri üst üste duruyor, adamlar bunu bile turizm geliri yapmışlar, insanlar önünde fotoğraf çektiriyor. Trende konuşan insanları hiç anlamıyorum ama ısrarla dinliyorum.

Birçok yazarın başka bir ülkede yaratıcı hikâyeler çıkartmasını şimdi anlıyorum.
Bir tek sen kalıyorsun seninle.(Malatyalının piknik yerinin kapısına yazdığı gibi"sen sana yapacaksın, sen sana yiyecaksın")
Akşamüstü istasyonda bir yağmur bir rüzgâr donuma kadar ıslandım.  Yani atlet yok,  donumda işlevini yitirdi. Bir sokak yürüdüm durdu.  Dalga geçer gibi, bir saat yaz, üç saat kış...
Tenha sokaklarda açan çiçekler doldurmuş caddeleri, el ele kol kola içli bir şarkı salınıyor yaprakların arasında. Her biri başka ezgili öyküler fısıldıyor. Bu sabah Julie’ye akşam geç kalırsam saat sekizde  yemek alabilir miyim, ayırabilir misiniz dedim. Yüzüme ah şu Türkler der gibi baktı. “
Dinner is ready at 7PM” (akşam yemeği 7 de hazır) dedi. Ben de ona çılgın Türk bakışı attım, içimden “Haspam” dedim.

Bizim evin kaldırımında duran bir arabanın içinde, bir adam yan koltukta oturan  kadını öpüyoo. Aman bir öpüyo, bi öpüyooo, durup durup öpüyooo, öpmelere doyamadı. Yanlarından geçerken kadını merak edip baktım. Alllahııııım bir çirkiiin, bi çirkin. Yüz kilo var. Bizim şişmanlarımız taş gibi olurlar, bunlar bıngıldak. Ama belli ki kadında bir jöle tadı var. Burada kadınlarda çirkiiiiin, erkeklerde. Bir tek köpekler güzel, onlarda bu öpüşmelere şahit olmaktan aptallaşmış havlamayı bile canları istemiyor...

Bağırsaklarım gelen yiyecekleri önce bağrına bastı, merakla aldı kabul etti. Birinci güüün, İkinci güüün, Üçüncü güüün baktı ki saçma sapan keklerin, sosların, sonu gelmiyor, artık isyan etti ne varsa geri gönderiyor dışarı. Tuvaletten çıkamıyorum. Karnımdaki gurultu azıcık sakinleyince uyumuşum.
Gecenin üçünde çişe kalktım. Gözüm çapaklı çapaklı ama antrede merdiven başındaki tartıyı gördüm. Neyi merak ettiysem gecenin o saatinde. Üstüne çıkmamla ciyak ciyak bir ses
Helloo
Sixty-four
Allah kahretmesin beni, odama koştum kapımı kapattım.
Arkamdan bağırıyor
Siiix
Fooouur
Zirooo
Zirooo
Ay hiç susmayacak gibi geldi bana. Bir de yaydırıyo uzun uzun, sanki  dünya aletli jimnastik yarışması var, en iyi dereceyi ben  yaptım.
Ohhh! Sustu ben de yorganın altına soktuğum başımı çıkartıp nefesimi bıraktım.
Üç dakika sonra Sudi Arap kızın kapısı açıldı, sonra İtalyan kızların ayak sesleri geldi. Korkudan ikisi birden tuvalete girdi herhalde.
Ben bu günlerde hep devrik cümle kullanıyorum, İngiliz mi oldum ne? 8 hazıran 2014



Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu

Kızıma