Ayşe tatilde 10
Soma katliamından sonra, eğreti gecelerde yüreğime inen yumruklar ve midemin içinde  top gibi duran yangınlarla uyandım. Ne yapsam işime odaklanamıyor, hırsımı bastıramıyordum. Koynu boş kalan kadınlara gidemiyor, çocuklara el veremiyordum. gözlerimde yanan kor sönmüyordu. Burası kafamı boşalttı. Baretime çiçek ektim, yenilendim. Derin derin uyudum. Sadece ne oldu bilmem, bu gün her şey ters gitti, burada ve orada ama yazmayacağım. Dillenirse geçmez, yazmazsam unutulur, tekrarlanmaz. Kötü anların geçmesini bekleyeceğiz , yok başka çare.  Ölümden öte köy yokmuş ya!

Bok gibi parası var, lafı araplar için söylenmiş. Gerçekten paranın bokunu çıkartmışlar. Paralarının sayesinde, küstahlığı, pisliği, saygısızlığı, vurdumduymazlığı satın almışlar. Bizim Anadolu’da bir laf daha var "delinin şeyiyle oynadığı gibi oynuyorlar" aynen öyle bilinçsiz saçmalama, tam bunlara göre. İğrençler. Hey allahım  " atın önüne et, itin önüne ot"

Her akşam yemeğinden sonra Julie "sıra sweeeeet te " diyor, gülümseyerek. Ben de ilk gün, şöyle muhteşem bir pasta gelecek sandım( ilk 3seferden sonra alıştım ya) elinde TASCO dan alınmış, 10 tanesi 1 paunluk dondurma kutucukları. Ertesi gün de aynı dondurma ama Julie her gün aynı heyecanla sunuyor. Sonra birlikte masa sohbeti başlıyor. Baştan ben pek katılmadım. Hepsi kendi aksanıyla konuşuyor benim anlamama olanak yok.
( ben İstanbul ingilizcesi biliyorum!) Bir sefer arap atlarından konuşuyorlardı ben de "Babam bana arap atı gibi sonradan açıldın kızım !" derdi, dedim. Amaaaan nasıl anlattıysam, gecenin sonunda  babamın jokey olduğuna, benim yavaş at sürdüğüme karar verdiler sanırım...
Neyse,
Geleneklerden, kutlamalardan konuşuluyor. İtalya'da çocuklar günü varmış, Çekoslovakyalı kadın (christmas) kırısmislerini anlattı. Oğlu Mayki piyanoda “jingle bells” çaldı. Pradip Hindistan'da  ölenlere yapılan törenleri anlattı, falan filan… Ben de düğün, nisan, sünnet töreni var dedim. Tam Pradip'e döndüm "Pradip Hindistan'da sünnet var mı?" Diyeceğim. Demedim , demedim korkmayın. Durdum, yutkundum , yuttuuuum.
Çekoslovakyalılaştırılmış kadına sorsam olur, yanında 9 yaşında oğlu Mayki var.(doğuşu 9 yaşında buralara getiremedik de, ona yanarım...) ama Pradip'e sorulur mu?
Ya adam " görmek ister misin? " derse. Ya Julie "manyak mısın kadın sen"diyerek saçlarıma dolanıverirse!... Allahtan dilim tutuldu. Pradip'i de bir görseniz! Zaten görmeniz lazım, ben anlatamam, alfabemizde yeterli harf yok...
Hakkatten Hindistan 'da sünnet var mı?

Julie bana biraz gıcık olmaya başladı. Kendisi bir aydır bir kahve rengi ,bir de siyah buluz, pecmurde salınııııp geziyor... Benim valizi Asuman (giyinmeyi karnavala hazırlanmakla bir tutan, şölen haline getiren arkadaşım.) hazırladı dersem yeterli olur sanırım. Bir de tüm yavrularıma ve yakın akrabalarıma buradan saat aldım. Şu plastik, renkli olanlardan. Beyoğlu'nda Afrika'lıların sattıklarından! Buradan alınca adı İngiltere’den hediye geldi oluyor. (Didem duymasın takmaz) Julie'nin bileğime baktığını fark ettim ya, inat da bir murat, her gün birini takıyorum. Kırmızı, yeşil, mavi, beyaz.  Bence Jjulie buna da taktı. Yaşıtı ve rakibi mi gördü ne? Ayyyy Pradip rüyamda görmek istememmmmm...




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu

Kızıma