Ayşe tatilde son

Dün Totnes’e gittim. İngiltere'nin en güzel ve tarihi önemli su kanallarından biri olan Dart Nehri üzerinde kurulmuş büyüleyici bir köy.  Kozmopolit nüfusu, heyecan verici bir dizi kültürel etkinlik üreten, tutkulu kaşiflere önereceğim bir yer. Bizim Tirilye’nin havası var.  Daracık taş döşeli sokaklarda, ekmek ve pasta fırınlarının kokusuyla sarhoş çiçekler, duvar kenarlarından yol boyunca benimle yürüdüler.
Parkta dinlenirken, Yahova Şahidi’lermiş iki kadın musallat oldu. Ellerinde broşür anlatıp duruyorlar.Bunaldım en sonunda “eşitlik, güzellik, dürüstlük, dostluk, adalet, temizlik mi? bunların hepsi bizim dinde de var. hatta her dinde var, teşekkür ederim almayım” dedim biraz da sertçe söyledim ancak kurtuldum. Sonra düşündüm, benim ülkem insanları hangisini gerçekten uyguluyorlar, ya da bu hasletlere sahip olmak için ille de bir din mi gerekli?

Bugün de Brixham'a gittim. İçimde ne kadar yorgunluk varsa uçtu gitti. Geçmişi, korsanlar ve kaçakçılarla dolu öyküler barındırıyor. İlkbahar ve yaz aylarında, kukla gösterileri ve süslü korsan elbiseleriyle çocukları eğlendirmek için düzenlenen festivalleriyle ünlü  bu küçük kasabayı görmelisiniz. Eski Balık Pazarında kırk çeşit balık türü var. Fiyatlar benim gibi elli iki yaşında bir öğrencinin son gezi günü için pahalıydı ama Allahtan bize bir söz var. “amaaaan battı balık yan gider...” oh kredi kartları bu gibi zevkler için kuzu gibi yan yana yatıyorlar cüzdanımda.  Denizin tadına bakmak bu sanırım.  Doygun miskin kediler gibi dudağımda kalan tuzlu balık tadıyla yalanarak çıktım. Manzarayı gözlerime hapsettim. Havayı, tekneleri, yolları , çiçekleri yuttum. Sonra kıyı şeridinin en sonunda kimsesiz bir bankta uyudum.  Rüyamda denizle öpüşen yosunlar, kayaları bırakmadan dans ediyordu.

Anchor’u da anlatmalıyım. Şu bildiğimiz annelerimizin çeyizimize diye ördüğü çapa marka dantel yumaklarının adını aldığı kasaba.  Bayır aşağı inen sokakta yan yana bir çok terzi dükkanları var. Kadınlar rengarenk yastıklar, dantelli havlular dikiyorlar. Ayrıca otelleri ve restoranlarıyla ünlü. Akşam üzeri bir pab’a girin. Elinde köpekleriyle gelen adamlar happy hour saatinde gürültülü kahkahalarla biralarını içip sohbet ediyorlar. Öyle yanına oturan kadına bakıp” kim lan bu piliç, karıya sarksam mı?” diye içinden geçirmiyor ve siz de bu güzel akşam üstünün tanıda varıyorsunuz.

Yarın son gün olağanüstü bir şey olmazsa sözlerimi burada bitireceğim. Ladies and gentlemens; sabırla beni takip ettiğiniz için, odamı doldurduğunuz için hepinize teşekkür ederim.  İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adımdı. Seneye bu şirketin Güney Afrika’daki başka  bir okuluna gitmek istiyorum. Amaaan! Oradan neler yazarım size, aslanlar ve aslan gibi babalar, babalar gibi kur atlamalar.

Öbür gün, üç gün için  Edinborg'a gideceğim(edinbörööö diye okunuyor, kusacak gibi ), sonra  üç gece Londın(kibar, kibar ), sonra da memleket toprakları. Sakın bana "haydi bir ingilizce konuş da duyalım demeyin” tutuluyom. Sonraki günlerde. Slowly slowly.(yavaş yavaş)
Ayrıntılar için otele beklerim. Gelmezseniz de müşteri gönderin, para lazım. Demedi demeyin. Eğleniriz acayip ... (Ay ! Ters cümle kurdum, ingiliz miyim neyim!)

Take care








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu