Mahalle hikayeleri 4
Bu gün size tandır evinde pişirilen kışlık hatta yıllık yufka ekmek yapımını anlatacağım.
Zengini fakiri herkes kışlık ekmeğini kendisi yapardı. Bir gün önceden ev sahibi komşuları gezer, " bacım bu gece ekmek yapacağım keşike gelin mi?" Diye sorar. Keşik ya da öndüç, imece demek. Anneannem kimseye gitmediği için parayla gelen komşuları çağırırdı. Kirli Saniye, cinlerin Pembiş, eşekçi Elmas, Dursaf yenge, Miyenci’nin Saliha… Babaannem pek ekmek yapmazdı küçücük yaşta ölen ablasının yerine gelin olmuş,dedem memur adam bir de alkol sorunu evde pek tat tuz yokmuş. Ama kız kardeşi Meliha teyzem kendi ekmeğini yaparken bir testi de kadersiz bacısına yaparmış. Amcanın karısı Kadın yengem ve teyzeler hiç elini çekmemişler çocukların üzerinden. (babaanne öyküsünü ilerleyen zamanlarda yazacağım)
Hamur akşamdan hazırlanır, yedi testi su bir leğene dökülür alabildiği kadar un ile yoğrulur. İçine biraz tuz birkaç damla sirke dökülür. Biz çocuklar için eğlence bundan sonra başlardı. Altına savan kilimler serilir araya hamur konur, üzerine başka bir savan daha serilir. Haydeee üstüne çıkılır ayaklarımızla tepine tepine yoğrulur.Yengem  ara sıra hamuru alt üst yapar, tekrar üstüne kilimi örtmesiyle biz yine hamurun tepesindeyiz. Anneannem," kuzularım topuğunuzu bastırın, bak şöyle" derdi. İlk yapılacak olan hamurdan gözlemelerimizi beklerdik. Tıka basa doyunca Körün Şerife bağırırdı " doymadınız mı gevur fışkılar haydi yeter, çatlayasıcalar" koşarak yataklarımıza giderdik. O akşam tüm çocuklar yorgun düşerdi. Yatağa yatınca hemen uyurdum. Çoğu zaman sabaha karşı soba söner üşürüm diye anneannem koynuma girerdi. Sıcacık pazen dikoltasının -kombinezon- altında bacaklarının arasına alıverirdi. Soğukta bağda, sıcakta bahçede nemini, terini bırakmış çatlak topukları bacağımı çizerdi ama sıcaklığından vazgeçemezdim.
Yatsı ezanından önce dayım ve yengem ekmekçi kadınları kaldırmak için evlerine gider kapılarını çalarlar sırayla toplayıp getirirlerdi. Başka türlü gece karanlığında kocaları göndermezdi. Bir tek Haviş Teyzem korkmazdı karanlıktan, çok genç dul kaldı, dört çocuk evde ekmek bekler, korkmaya, yorulmaya, nazlanmaya hakkı yoktu garibimin.Kaynanasının söylenmelerinden bıkardı ama para için herkese giderdi.
Körün Şerife Dudu pişirgeçlik yapardı. Bir buçuk metre çapındaki, sac, kocaman tandırın üzerine oturtulurdu. Şerife dudu önce üzerine un atar, un yanınca küçük bir çalı süpürgesiyle süpürürdü. Ekmeğin yapışmaması içindi. Kadınlar yanlarına aldıkları helkilerin içine bezileri koyar, üzerini nemli bezle örter, başlarlardı hamurları açmaya. Tül gibi olunca hamuru havalandırarak uzatırlardı ortacıya. Ortada gezinen gelin, yufkaları tandırın sacına serer, kuruyanları kayıt evine taşır, üst üste yığardı. Bu kayıt evinde neler olurdu neler! İğde ağacından hevenkler yapılır iplerle duvara asılırdı. İğdenin dalındaki dikenlere üzümler sapından asılırdı. Bütün kış iğde, dalındaki suyu damla damla üzüme verir ve biz ocak ayında bile taze üzüm yerdik. Kavunlar tavana asılır. Kuru patlıcan, biberler, duvarları ressamlara ilham verecek renklerle süslerdi. Yan yana dizili çömleklerde pekmez, sızgıt( kıyma kavurması), erişte olurdu. Bir de anneannemin bozuk para çıkını vardı ama asla yerini bilemezdik.


Ekmekçi kadınlar bir süre sonra yaptıkları işin ritmiyle keyiflenir, azıcık dedikodudan sonra türküler, maniler uçuşurdu.


Bastım da kırıldı iğdenin dalı, vay dalı
Kötüye düşenin böyle olur hali diller, diller
Kaymaksın diller, diller
Açılsın kollar, kollar
Oynaksın diller, diller,
Açılsın güller, gülller
Ne bilsin eller, eller
Narinay narinay ninay nay.
Ortada gidip gelen gelin keyfe gelir, topuğunu yere vura vura iki döner,  orta  parmağını yalar, iki elini birleştirip  şaklata şaklata üç gebecik atar,  oklavayla dürtülünce durur, oyunun tadı damağında kalırdı...
Arabacı arabanı koş getir, koş getir
Ben ölüyom mezarıma taş getir diller, diller
Kaymaksın diller, diller
Açılsın kollar, kollar
Oynaksın diller diller
Açıklsın güller güller
Ne bilsin eller elller
Narinay ninay nat narinay, narinay ninay nay
Yorulanlar dimisini silkeleyip uyuşan ayaklarının üstüne basıp ahlayarak avluya çıkar bir aşağı bir yukarı dolaşır iğnelenen bacaklarına çimdik atarlardı. Avluyu çevreleyen çatılardaki güvercinler gurruk gurruk kuğuldarlar gayret verirlerdi.
Ekmek işi bittiğinde, güneş ilk ışıklarını tandır evine çubuk çubuk süzer, havadaki unlu tozcuklar döneeeeer döner...
Hamur tekneleri silinip ortaya birleştirilir. Yarma ve yoğurtla kurutulmuş tarhana çorbası, üzüm, çömlek peyniri, tereyağlı yumurta, pekmezli bulamaç, aside konur sofraya. Yüzüne un bulaşmış kadınlar, is bulaşmış pişirgeç teyze yani birbirinden güzel kadınlar iştahla yemek yerler sonra da evlerine dağılırlardı.
Anneannem telaşla bağırır "haydi Hacı Ağa camiden gelecek, sıpalar uyanır şimdi, sofrayı kurun! Melihaaa, Nigaar, Nazmiyeee! " şibidik naylon terlik sesleri doldururdu avluyu. Yengem leğenleri toplar, teyzem İstanbul süpürgesini ıslatır tandır evini süpürür, annem çöplük kabağını ve bir çömlek de kuru fasulyeyi ocağın ateşine gömer, ikindiye kadar ancak pişer, lokum gibi olur, üzüm turşusuyla bir yenir ki anlatılmaz yaşanır.
Zaten yaşadınız yaşadınız, bunların tekerrürü yok.

Dostlar,  ağzınızın tadı bozulmasın .



Yorumlar

  1. Ayşe hanım sizi uzun zamandır takip ediyorum. Ellerinize kaleminize sağlık devamının gelmesi temennisi ile...

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Yeni hikayelerinizi 4 gözle bekliyorum ayşe hanım...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu

Kızıma