Mahalle hikayesi 5

Düğünler her bölge için farklılık gösterir. Değişmeyen tek şey kız tarafı ne alacak, oğlan tarafı ne alacak?
Bizim buralarda oğlan evinin işi pek zor. Dayım evlenirken küçüktüm ama o tatlı telaşı anımsıyorum. “Yaşlandım mı ne? Dün yediğimi unutuyorum ama!”
Masrafların çok olması yüzünden mi bilinmez. Daha eve gelin gelmeden "elkızı", düğün evi de" elkapısı" damgasını yer.
Bir gün sabah erkenden kalkıldı. Aman ne koşuşturma, hayatlar süpürüldü. Dedem damdaki halı minderine oturup kahve değirmeni elinde kahve öğüttü. Dünürcü başıymış Demşek Fadime (ayağına çabuk, hareketli kişi) etekleri zil çalarak geldi. Bugün dutu (hediyelik bohçalar) götüreceklermiş. Annem ve Alamanya'dan izinli gelmiş teyzem, nişastaları ellerine, yüzlerine bulayarak tül gibi baklava hamurları açtılar. Dayım çerezci Hacı Ömer'den aldığı iki şinik, özel kavrulmuş, tazecik çerezleri, yanında çalışan, çot parmaklı yamak Osman'la gönderdi.
Dutu giderken ben de, "Anneeee noooluur ben de gideyim, çişim gelse tutarım nooooolur! Kale mahallesini görmedim noluuur!" dedim ama olmadı. " Çocuklar gitmez "dediler, bitti.
Ancak ertesi gün aralarında gecenin dedikodusunu yaparken duydum.
Gelin pek güzelmiş ama biraz beti benzi solukmuş. Mavi gözlü, sarı saçlıymış. Muhacirlermiş: dedeleri 1924 de mübadelede gitmiş ama bu kızın babasını Türk komşusu evinde saklamış. Dükkânında çalıştırmış, askerden gelince de kendi kızıyla evlendirip yurt yuva sahibi yapmış. Çerezlerle sunulan şerbet pek ılıkmış, yüzük yengeme bol gelmiş. Kadınlar erkekler ayrı oturacakmış ama Alamancı teyzem ve Aysim eniştem (Asım ama teyzem modernleştirmiş) Avrupa görmüş biri olarak buna müdahale etmiş. Büyükler bir odada, gençler bir odada karışık oturulmuş.
Evin oğlu evlenirken kız kardeşlere de bir hediye alınırmış. O günün anısına mı, kızlar gelini kıskanmasın diye mi bilmem! Üç teyzem elbiselik kumaş, annem saat istemiş. Dedem de geline aldığı, altın kaplamalı,  kelepçeli, dikdörtgen kristal camlı saatten bir de anneme almış. Böylece ailenin en zekisinin kim olduğunu anladınız! Şimdi o saat bende. Kızlar gelini nasıl kıskanmasın? Oğlumun doğumunda anneannem beni aradı. "Her işi bıraaak oğlana bak, her işi bırak. İş bulunuuuur oğlan bulunmaz " Dedi. On doğumdan beşi yaşamış, son çocuk dayım, yedi kurbanla bulunmuş. Eh siz varın düşünün.
O zamanlar nişanlılık uzun sürerdi. Aileler hasat zamanını beklerdi. (Patates sökme, bağ bozumu gibi) Çünkü pazarlık bozma veya düzen düzme denilen, geline uzun yıllar yetecek kıyafet almak çok masraflıydı.
Nişan bozulması falan söz konusu olmazdı. Zaten birbirlerini görmezlerdi bile. Öööyle şimdiki gibi el ele, göz göze, cep cebe, whatsApp nişanlılık yoktu. Elleri kar, yüreği yar, suskun insanlardı. Özlemi bilmeden yol gözlenirdi.
Bir gün annem, eve giderken, babam ve amcamla mahallenin köşesinde karşılaşmışlar. Annem yer yarılsa içine girse, amcam da "Abi yengem, abi yengem!" Demiş. Babam "sus lan eşşoleşşek " demiş. Annem babamın söylediklerini duymuş ve pek gururlanmış, müstakbel nişanlısının sert çıkışı onu heyecanlandırmış. Ayrıca, uzun odanın penceresinden babası gördüyse diye korkuyla eve koşar adım yürümüş. Kapıyı hızla çarpmasıyla nazarlık olarak kapının üstünde asılı keven otu kafasına düşmüş, dikenleri zor ayıklamışlar. Ha! O kapının bir de tepede asılı çanı vardı. Ama öyle cıngıl cıngıl değil. Tok bir metal sesi, lang, lung , dong öyle bir şey. Yıllarca mavi olan kapı dedem hacca gidip gelince yeşile boyandı.
O günlerde ben de biraz hastaydım herhalde. Yemek yemiyormuşum. Üç gün önce halamın kocası Gülşehir'de ırmak kıyısında mangal yapmış. Bana her yemeğe oturuluşta " haydi kızım yemek ye " dedikçe ben, " çık! Eniştem ırmaan gıyında et yedirdi" diyormuşum. Üç beş gün sürmüş bu " eniştem ırmaan gıyında et yedirdi" hikâyesi.
Nihayet düğün zamanı geldi. Önce pazarlık bozuldu, kızın aile efradı ve akraba- i taallukata yolluklar (bohça) hazırlandı. Küçük teyzem ve komşu kızı Zilli Zeliş düğüne çağrılacakları kapı kapı gezip okuntu (davet)yaptılar.
Altın alınmadı çünkü dedem zamanında almış, hazırlamış. Altın kemerler, hepsi bir örnek çiftli burmalar, gremseler, kırmızı kurdelede beşibiryerde... Dedem çok bonkör bir adamdı. Anneannem ile Adana'ya gitmişler, anneannem cilve yapmış" Adanalara geldik de kollarımız Adana burması mı gördü herif? Demiş. Dedem "aman avrat, istediğin burma olsun " demiş en yakın kuyumcudan beş tane burma bilezik almış. Ölümünden sonra herkese birer burma kaldı. Yıllar sonra ben kocamla Adana'ya gittiğimde cilve yaptım. "Adanalara geldik de kollarımız Adana burması mı gördü? Kocam döndü" ne diyon sen ya?" "Hiiiiç öylesine!" Dedim, yutkundum.


Bu arada babam Almanya’da hem okuyup hem çalışıyormuş, mahallenin üzerinden her uçak geçişinde sokaktaki çocuklar suspus olur, ben bağırırmışım.“ teyyare teyyare babama selam söyleeeee!” Oğlanlar benimle dalga geçer “kızıııım senin baban gevur memleketinde gevur olmuş” derler, ben de “ heee benim babam zaten gevur” dermişim. Babamın modern tavırlarından gevur olmayı iyi bir şey mi sanıyordum, yoksa ben de onlarla mı dalga geçiyordum bilmem.

Arkadaşlar devamı sonra, tahta kaşıkları çantanıza atın, düğünde oynayacağız!


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu