Mahallemin kaderi,

Bu mahalleyi yıkacaklarmış. Ev, amcama kaldı, onun çocukları ne hisseder bilmem ama benim içim acıyor.
Geçen yıl kale mahallesini yıktılar. Kocaman bir geçmişi yok ettiler. Şimdi buraya da TOKİ evleri kuracaklarmış; ruhsuz, homurtulu, güneşsiz sokaklar yapılacak. Eski evleri yıkan bürokratlara plaket verecekler. Açılış için, devletin başganı gelecek, taaaa Angaradan. Saksıya ekilmiş çamlarla süsleyecekler tüm yolları, laleler ekecekler güvenlik kapısının iki yanına. Sonra gelecek yıl hepsi kuruyacak, bahçeler müdürü evinde göbek atacak, hava muhalefetinden kuruyan çamların yerine,  yöresel akasya ekmeyi hiç düşünmeden yeniden mevsim şartlarına aykırı bitkiler seçecek. Eeee nasıl zengin olsun damadı başka türlü! Evlerine kavuşan kadınlar, giriş katında  kermesler yapacaklar, kahvede iş-kurdan haber bekleyenler, hepsi el ele verip, en güzel camiyi yapacaklar tam  göbekteki yeşilliğe. Özel hastane her sokak başında var nasıl olsa, her evde de lüküs arabalar. Ama pembe, mavi belediye otobüsüyle gidilen devlet hastanesi tercih edilecek. Bolluk zenginler için, yokluk kimin için?
Nevşehirlilerin  her katta, kapı önlerine çıkardıkları çamurlu, devrik ayakkabı manzaraları, alt kattaki bebeğin ağlaması, üst kattaki karı koca kavgası yeni öyküler yazacak. Çamaşır suları damlayacak balkonda havalandırılan halılara, tüpçü, sebzeci geçecek ama kenger sakızcı, şeker kamışı satan amcalar geçmeyecek mahalleden. Elimden düşen sepetten yere dağılan domatesler sevinçle bayır aşağı yuvarlandıklarında arkalarından gülen çocuklar mı ? Onlar çoktan başka şehirlerde yeni düzen peşinde. Ucu kendisine dokunmayan değişikliklere suskun, terk ettiler sessizce.
Şiirini, masalını, türküsünü kaybedecek Herikli mahallesi. Yeni doğanlar bu masalı dinlemekten etkilenmeyecekler bile. O çocuklar uçurtma uçurmayı da bilmeyecek, saklambaç, uzun eşek, topaç çevirmeyi, koyunun aşık kemiğiyle oynamayı da. Açık hava sinemasında çekirdek çitleyip sınıftaki kızı görünce duygulanmak ne bilmeyecekler. Halı sahalarda randevu ile top koşturacak, bilgisayardaki savaş oyunları ile nara atacaklar. Çocuk ya yine mutlu olacaklar.
Bir zamanlar  bu mahallede yaşamış çocuklar ise yakınlardan geçerken  düşüp kanattıkları dizlerindeki yaralarının kabuğu kopacak. Benim de, Meteris çarşısına girerken, bir yelkenli gibi içim şişecek, dilim uyuşacak, şarkılar, maniler düğüm olacak damlayamayan göz yaşlarımda. Bıdır ekinler yeşerdiğindeki aşklar kaybolacak. At sineğinin parlak, yapışkan vızıltısı kulağımdayken burnumu kaşıyarak kovacağım aklımdan geçenleri.


Bir sır daha var, çözdüklerinden başka
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka
Hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye
Bir şey daha var, bütün yaptıklarından başka. --- Hayyam


Herikli mahallesi sakinleri,

Hayriye-Sabri Çavuşoğlu, Zülal-Hacı Köse, Ayşe-Rahmi Köse, Meliha-Kamil Köse, Pembe- Hüseyin Yücel, Netice-Mustafa Gaffaroğlu, Saniye-Halil İbrahim Kurt, Miyase-Seyit Ateş, Feriha-Hacı Kalfaoğlu, Elmas-Hacı Kurt, Nafiye-Osman Koçer, Zekiye-Mustafa Yücel...
Kaybettiklerimizi sevgiyle anar, yaşayanları çaya davet ederim, efendim.









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu