Kızıma


Canım kızım, Gözümün bebeği, evimin çiçeği, hayatımın anlamı, misk-i amber kokulu yavrum. Bir gün uyandığımda içimde farklı bir devinim hissettim; başım dönüyor, içim bulanıyordu. Söylemeye utandığım bir sevinçle işe gitmek için yola düştüm. Sapanca Gölü`nün kenarında tren yolu tahtalarına basa basa yürürken, “Hamile miyim acaba? Ben hâlâ çocukken nasıl anne olurum? Küçücük bebeğe nasıl bakarım? Buna hazır mıyım?” diye düşünüyordum; ama her sorunun yanıtını, “Evet yaparım!” diye veriyordum. Yiyemesem de, uyuyamasam da bu öyle bir sevgi olacak ki... Hafta sonunu heyecanla bekledim ve babanla birlikte gittiğimiz laboratuvardan test sonucunu uzattıkları sarı zarfı nefesimi tutarak aldım. Filmlerdeki gibi olmadı, POZİTİF yazısını okuduğumuzda, kocam beni kucağına alıp, “Dünyanın en mutlu erkeği benim, baba oluyoruuum!” diye bağırmadı. Hafifçe elimi sıktı ve “Gel sana topuksuz bir ayakkabı alalım,” dedi. Kafam karışmıştı. Korku, sevinç, endişe ile şaşkındım. Seninle macera dolu yolculuğumuz o gün başladı. Bol bol nar yiyordum, kızımın dudakları kırmızı olsun, ayva gamze yaparmış. Yüzünü anne sütüyle sileceğim; cildi güzel olsun... Anneliğin altıncı hissi mi bilmem ama hep kızım olacak diyordum. Ne kadar kussam da tekrar yiyordum. Biliyordum ki senin gelişmen benim beslenmeme bağlıydı. Uzun yürüyüşler yapıyordum. Kutup yıldızını gördüğüm gece, o güzel sancıyı kasıklarımda duyduğumda dışarıdaki yağmuru merak eden yavrumun sabırsızlandığını anladım. Halan ve babanla birlikte sağlık ocağına gittik. Etraftaki kadınlar öyle çok bağırıyor, inliyorlardı ki; hemen bu işi bitirip oradan çıkmalıydım. 16 Aralık 1981 gecesi 03.15, başını uzattın. Ben çatlayacakmış gibi oluyordum. “Vazgeçtim içimde kalsın!” diye mızırdanıyor, başıma geleceklerden korkuyordum. Tepemde birikmiş birçok beyaz kep, acılarımı hiçe sayıp bana bakarak sırıtıyor, yarına ne pişireceklerini konuşuyorlardı. Beni duymuyorlardı bile. Ha! Birinin de çorabı kaçmış. Sense hiçbirine aldırmadan, sanki yağmurun camları dövüşünü duyuyor, hemen pencereden bakmak istiyordun. Beni tekmeleyerek o tünelden çıktığında mosmor, acayip bir yaratık doğurduğumu sandım. Dokuz aydır bağlı olduğun seni beslediğim, kanımı, özümü can-ı gönülden akıttığım göbek bağını kestiler. Artık özgür, haklara ve borçlara sahip, tek, bir TC vatandaşı, insan yavrusu olarak bu dünyadaydın. Yatağıma gittiğimde sen benden önce oradaydın. Morartı geçmiş, bir avuç ay ışığı olmuştun. Gözünü açtın. Uçuk gri perdenin arkasından baktın. Dudakların kırmızıydı ve yanaklarında gamzeler vardı. inanamıyordum; işte o an büyüdüm, işte o an milattı, işte o an sonuna kadar yaşamaya karar verdim. içim boşalmış, tüy gibi hafiflemiştim; günahlarımdan arınmış kanatlı bir melektim. Uçtum uçtum, yağmurun serinliğinde cama yapıştım. Buğu çözüldü, cemre erken düştü, buzları eritti yüreğimde. Nereye gitti biraz önceki ağrılarım? Sanki ben çekmedim, her şeyi unuttum. Hücre bölünmesi tamamlandı, çoğalıyordum. Ne güzeldi çoğalmak! Hemen karar verdim; tekrar tekrar bölünmeli, tekrar tekrar çoğalmalıydım.

Canım yavrum, Bu duygularımın üzerinden on beş yıl geçti. 16 Aralık 1996. Bir yaş daha büyüyorsun. ġimdi dünya güzeli kızımsın. Boyuna bakmaya kıyamıyorum, ödüm kopuyor kötü bir şey olursa diye. Günlüğüne yazmamı istediğin bugün, duygularımı aktaracak sözcükleri bulamayacağımı sanıp, kalemim elimde, defterinle epeyce bakıştık. Nihayet akmaya başladı usumdakiler.  Didem, iki gözüm, seninle neler yaşadık neler... Yaşamın ilk sürprizi bahçede fıskiyeyle oynarken çıktı karşına. Seni kucağımda kardeşinle tanıştırdığımda, ellerini arkanda kenetleyip dikenleri batmasın diye, burnunu buruşturarak gülleri koklaman gibi kuru bir buse kondurdun. Biraz mahzun, biraz şaşkın, ama gelen armağanlarını paylaşmak koşuluyla kardeşini sahiplendin.
Dört yaşına bastığında anaokuluna gittin. Diğer çocuklar gibi nazlanmadın, peşimden ağlamadın. Kardeşinle senin en çok övündüğüm huyunuz kalender oluşunuzdur. Komşu çocukların elinden tutup gittin. İlk gün eve döndüğünde kırmızı önlük, beyaz yaka, beyaz çoraplar ve kırmızı çizmeler giymiştin. “Anne bir şiir ezberledim.” dedin.
  1. Anneciğim, Seni kalbime kilitledim,
  2.  Çıkamazsın oradan.
  3. Anahtarını kaybettim,
  4.  Ben bile arasam bulamam
  5. İnanamıyordum! Sana sarıldım, hıçkırıklarla ağlıyordum. Benim ağlamamdan korkan kardeşin de ağlıyordu. Şaşırdın; böyle büyük tepki beklemiyordun. Altı yaşında ilkokula başladın. Hani karga ile bülbül hikâyesi vardır ya! Bülbül yavrusunun kumanyasını okula götürmediğini fark eder, komşusu kargadan, okula giderken yavrusuna bu paketi vermesini rica eder. Karga bülbüle yavrusunu nasıl tanıyacağını sorar. O da “Git okula bak, oradaki en güzel yavru benimki.” der.  Karga döndüğünde bülbül, kumanyayı verip vermediğini sorar. Karga “Komşum baktım baktım okuldaki en güzel yavru benim yavrumdu ona verdim.” der. Okula başladığın ilk gün kargaya bir kez daha hak verdim. (Bu duygu bencilce olsa da.) Yıllar su gibi akıp gidiyordu, ortaokula gideceğin yıl babanla epeyce mücadele ettim. O mahalle mektebine gitmenin masrafsız ve uygun olduğunu söylüyor, “okuyan her koşulda okur” tezini savunuyor, bense artık okumanın fırsatlar ve koşullara bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Yapacağımız en büyük yatırım çocuğumuzun eğitimi olmalı diyordum. Her türlü olanakları seferber edip iyi eğitimin ve Atatürkçü öğretmenlerin görev aldığı, şehir dışındaki ormanda kurulmuş o güzel koleje gitmeni istiyordum. Neyse ki babanı ikna edebildim. Pazartesi heyecanlarıyla başlayıp cuma yorgunluklarıyla bitti dört yıl. Epeyce yüklü bir programla çabaladın ve mezun oldun. Cam bardakta pamuklar içinde yetiştirdiğin fasulye tanesiyle birlikte boy atıp güzelleşerek, o yaz kadınlığa ilk adımını attın. Benim yüreğimdeki tohumsa atmosferi deldi. Gözlerim yaşlı, gönlüm buruk...  Bu arada, her şeyi daha da zorlaştıran, babanla ayrılığımızı da yaşadık. Kardeşinle ikinizin olgunluğunu, özverinizi asla göz ardı edemem. Yaşamımı benim açımdan görebiliyordun ve bir gün bana gelip, “Anne, babamla ayrılmanız daha iyi olacak çünkü sen çok mutsuzsun. Belli etmemeye çalışarak da kendini yıpratıyorsun.” dedin. Eksik kalacak şeyleri anlattım. “Birbirimize olan sevgimizle her şeyi başarırız.” dediğinde ellerinin sıcaklığından aldığım gücü hayatımın her anında hissettim.  Evet, kızım, çok şey başardık. Yılların yorgunluğuyla da olsa, yaşamı yeniden, bir yerlerinden yakalayacak gücü bulduk. Biliyorum, özel günler, bayramlar, doğum günlerimiz çok zor geçiyor; hep bir yanı eksik. Fakat her şeye karşın sacayağının da dört bacaklı sehpa kadar sağlam olabileceğini yaşama gösterdik. Yalnızlığımızda kocaman bir kalabalık olduk. Bir nokta mum damlasıydım, soğuk ve mat. Üç nokta bir olup çizgi çizdik yaşama; sıcak ve göze görünür. Teşekkür ederim yavrum: Terbiyeli olduğun için teşekkürler... Seviyeli olduğun için teşekkürler... Daha önemlisi, yaşamımı paylaştığın için teşekkürler... Tanrı seni korusun, gözetsin, bahtın açık, aklın güzel olsun, nice yaşlarınla seni bana bağışlasın.  Unutma canım Kutup yıldızı yoldaştır dürüst insanlara.  Annen











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iki fotoğrafın yolculuğu